top of page

Deprem Psikolojisi

Yazarın fotoğrafı: Özlem Dağ
Özlem Dağ
8 Eyl
3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 21 Eyl

Deprem yalnızca fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da sarsıcı bir deneyimdir. Deprem sonrası yaşanan korku ve kaygıyı nasıl anlamlandırabiliriz? Korkuyla mücadele etmek yerine onu kabul etmek, dayanışmanın ve anlam arayışının iyileştirici gücünü keşfetmek mümkün mü?


Close-up view of a serene therapy room with calming colors
Deprem sonrası dayanışma içinde olan insanlar


Ne zaman depremle sarsılsak, ekranlarda yer bilimlerine ilişkin yayınlar görüyoruz. Yer bilimciler doğal olarak bilgilerini ve olası riskleri bizlerle paylaşma telaşında oluyorlar. Fakat sadece fay hatları, fay hatlarının stres yükü gibi bilimsel bilgilerin paylaşılması mıdır ihtiyaç duyduğumuz şey? Yoksa yer bilimcilerin kamuoyuna açık bir şekilde tartışmaktansa kendi aralarında tartışarak kamuoyuna ortak öngörülerini bildirmeleri daha mı sağlıklı olur?


Maalesef medyada yalnızca yer bilimlerine ilişkin yayınlara yer verilmesi, deprem sonrası yüklendiğimiz stres ve kaygıları artırabiliyor. Oysa toplum olarak zaten stres seviyesinin yüksek olduğu şartlarda yaşarken, bu yayınlarla birlikte deprem stresinin akut olmaktan çıkıp kronikleşmesi mümkün hale gelebilir. Bu da toplumsal gerilimin, tartışmaların, kavga ve şiddet eğilimlerinin artmasına zemin hazırlayabilir.


Öncelikli olan, karar vericilerin vatandaşlarının güvenlik ihtiyacını maksimum oranda karşılamaları ve toplumsal gerilimi hafifletecek çözümleri uygulamalarıdır kuşkusuz. Fakat bireysel olarak bu süreçleri nasıl değerlendirmeliyiz?


Elbette depremden etkilenme oranı kişilik yapısına göre değişkenlik gösterecektir. Belirsizlik, çaresizlik ve umutsuzluk gibi temel güvenlik hissine zarar verici duyguları daha yoğun yaşayanlar uzun süre stres yüklenirken, bazı kişiler de hiç etkilenmemiş ve duyarsız bir görüntü çizebilirler. Abartılı duyarsızlık hali, bazen baş etmekte zorlanılan durumlarda kullanılan “inkar” savunma mekanizmasıyla ilişkili olabilir. Çünkü korkuyu yok sayarak duyarsızlaşmak, duygusal çöküntüden korunmanın yollarından biridir. Stres altında soğukkanlı kalabilme becerisi olarak görünen bu durumda ise asıl soğukkanlılık, kişinin zihinsel olarak ürettiği sağlıklı çözümlerle sağlanabilir.


Her ne kadar kişiden kişiye değişen bir durumdan bahsediyor olsak da yaşadığımız kaygının normal olup olmadığına nasıl karar verebiliriz?


Deprem ve benzeri travmatik olayların sonrasında bir süre kaygı, tedirginlik, uyku sorunları ve benzeri stres tepkilerinin yaşanması doğal karşılanmalıdır. Bu belirtiler zaman içinde azalmıyor, aksine yoğunlaşıyor ve kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel destek almak önemlidir. Özellikle belirtilerin haftalar ve aylar boyunca devam etmesi, kişinin kendisini toparlamakta zorlanması durumunda psikolojik destek değerlendirilmelidir.


Peki, korkuyu sağlıklı şekilde yaşamak nasıl olabilir? Elbette önce korkuyu kabullenmekle. Sonra kendimizden şefkati esirgemeyerek. Bilmeliyiz ki korkuyu ne kadar kontrol etmeye çalışırsak, bazen o kadar kontrolden çıkabilir. Korku, endişe ve kaygıyla sürekli mücadele etmek, onları daha da büyütebilir. Kontrol edemeyeceğimizi kabul etmek ise bizi yaşadığımız bütünü anlamaya ve onun bir parçası olmaya sevk edebilir.


Bazılarımızın hayatta olması istenenler kadar, istenmeyen ve baş etmekte zorlanılan durumları da içtenlikle kabul edebildiğini görüyoruz. Bu kişiler, olayların görünmeyen ve kişisel iradenin dışında kalan yönleri sayesinde gelişebileceklerini fark etmiş kişilerdir.

Zor ve hayati tehlike zamanlarında doğal olarak ortaya çıkan anlam arayışı, bize amaçlarımızı, değerlerimizi ve kimliğimizi sorgulamamız için alan açar. Böyle durumlarda hayattaki konumumuzu daha kolay keşfedebiliriz. Varlığımız yalnızca kendimize mi hizmet ediyor, yoksa daha büyük bir bütünün ve sistemin önemli bir parçası mıyız? Bu soruya cevabımız, bireysel ihtiyaçlarımızı aşan daha yüksek bir yaşam amacına götürüyorsa ne mutlu. Bu sayede yaşamın zorluklarına daha dayanıklı hale gelebiliriz.


Deprem gibi olağandışı ve toplumsal zorlukları aşmak, sosyal bütünleşme ile çok daha kolaylaşabiliyor. Bu nedenle depremin farklı bir yönüne, bütünleşme, birleşme ve bağlanma ihtiyacımızı tetiklemesi açısından da bakmakta fayda var. Deprem sonrasında ailelerimiz, komşularımız ve çevremizdeki insanlarla dayanışma içinde olmak, kendimizi daha güvende ve ait hissetmemize yardımcı olabilir. Dolayısıyla toplum ve hatta küresel anlamda giderek bireyselleştiğimiz bu zamanlarda, yaşadığımız sarsıntıları belki de bir uyarıcı olarak değerlendirmeliyiz.


Ne mutlu bu kıymetli tecrübelerden cebine travma sonrası stres bozukluğu ve panik ataklardan daha kıymetli argümanlar koyabilenlere!


Ne mutlu meyvenin içine baktığında meyvenin ağacını görebilenlere!


"Deprem sonrası yaşanan güçlüklerin yanı sıra çalıştığım diğer alanları Çalışma Alanlarım sayfasında bulabilirsiniz"



Yorumlar


İletişim Bilgilerim

Soğanlık Yeni Mah

Pegagaz Sok

Pega Kartal Residence

Tel:            532 317 6778

E-Posta:    psk.ozlemdag@gmail.com

  • Instagram
  • Linkedin
bottom of page